Yazılar, sayfa 15

Sektörde Matematik 2011 Ardından

· Seyahat · 5 dk okuma

İçim hala kıpır kıpırken bu yazıyı yazmalıyım. Anlatmalıyım her şeyi 🙂 Bir önceki yazımda bahsettiğim gibi Sektörde Matematik 2011 (2010+1) adlı etkinliğe konuşmacı olarak davet edilmiştim. Bu beni onore eden daveti geri çevirmeyerek, 14 Mayıs 2011 Cumartesi günü Eskişehir yollarına düştüm. Tren kullanmadım. Çünkü Tren garına gitmeye üşendim. Halbuki herkes bana neden trenle gelmediğimi sordu. Tabi benimki biraz acemilik sanırım. Ama Askerden kalan bir tren fobim olduğunu düşünüyorum. 3 saatlik yolu Tren ile 8 saatte gitmiştim. Hep öyle olacak sanıyorum 🙂 Kamil Koç rahat hattan aldım biletimi ve sabah 07:00’da yolculuğum başladı. Tek mola ile 4 buçuk saatte Eskişehir’deydim. Otobüs garında (ek alınca çok garip bir kelime oluyormuş gar) indikten sonra Esma Hanım’ı aradım ve 5 dakika geçmeden Recep Bey ile geldiler. İkisi de o kadar nazik ve iyi niyetliydiler ki, kendimi çok özel ve önemli hissetmemi sağladılar.

Bana nereye gitmek ve ne yapmak istediğimi sordular. Ben de “ben misafirim, siz nereye götürürseniz oraya giderim” dedim. Onlar da beni Eskişehir Çağdaş Cam Sanatları Müzesine götürdüler. Sanat Eserleri çok güzeldi ama benim sanat anlayışımda bir sıkıntı vardı. Sanırım 3ümüzde de aynı problem vardı. Ve bir şeyler kırmadan oradan ayrılmaya karar verdik.

Sonra Eskişehir Şelale Park’a gitmeyi teklif ettiler. Tabi ki kabul ettim. Çay içtik konuştuk. Daha doğrusu ben konuştum. Çenemin çok düşük olduğunu en baştan söylemiştim. Çay içtik. Manzarayı izledik. Benim gözlerim deniz aradı. Deniz yoktu. Ama Eskişehir’in farklı bir büyüsü vardı. Tam bir öğrenci şehri. Eskişehir’de öğrenci olmanın güzel olabileceğini düşündüm. Ya da şimdi düşünüyorum. Ve sizi kandırıyorum 🙂 Şelale Park’tan bir resim.

Artık yemek tekliflerini geri çeviremiyordum ve açıkçası karnımda acıkmaya başlamıştı. Tamam, stresliyken çok acıkmazdım ama ÇiBörek’e hayır diyemezdim. (Çiğ börek mi ÇiBörek Mi) Ben 3 tane yerim dedim, Esma 2 tane dedi, Recep’te 3 dedi. Garson madem 8, gelin şunu 10 yapalım dedi ve 10 çibörekimiz geldi. Zaten çok severim, bi de güzel yapmışlardı ki çok beğendim. (O son çiböreği de yemeliydim. Aklım kaldı o son çibörekte 🙂 )

Sonraki durak Anadolu Üniversitesiydi. Yolda Bartu Bey ile Esra Hanım’la tanıştık. Aslında Anadolu Üniversitesi’ne gitme planımız yoktu. Ama geçerken uğradık işte. Tamam güzel üniversite, tamam yeşil (en azından yeşil diyolar, biliyorum renk körüyüm, ağacın gövdesi kahve rengi, çimenler ve yapraklar yeşil. Gelmeyin üstüme) ama üniversiteyi yaşanabilir ve okunabilir kılan, arkadaşlıklar ve eğitim kalitesidir. Ben üniversite yıllarımda bunu gördüm.

Artık gezecek bir yer kalmadı. Programım yaklaştığı için Osman Gazi Üniversitesi’ne doğru yol almaya başladık. Yolun sağında Alis’in Harikalar Diyarı vardı. Bir an beyaz bir tavşanın geleceğini ve benim onun peşine takılacağımı hayal ettim. Ama ben Alis gibi sıkılmıyordum ki, tam tersine çok mutluydum. (bknz. Alice Harikalar Diyarı) Üniversiteye girdik ve Konferans salonun önünde durduk. İçeri girmenin vakti gelmişti. (Bizi oradan oraya hiç sıkılmadan götüren, ismini hatırlayamadığım abiye de teşekkür ediyorum.)

Okula yeni bir kongre merkezi yapılmış. Modern bir bina. Ve içerisi de gayet güzel. (Söyleyecek bir şey bulamadım) Girişte bazı arkadaşlarla tanıştık. (İsimlerini hatırlayamadığım arkadaşlardan özür diliyorum) Sonra Sanatçı Odasına girdik. Burada sanatçı ben oluyorum sanırım. 🙂 Odaya gelen arkadaşlarla sohbet ettik. Recep ve Esma ile okuduğumuz kitaplardan konuştuk. Esma, Şems ve Mevlana hakkında konuştu. Ben Puslu Kıtalar Atlası’nı tavsiye ettim. Recep Açlık Oyunları’nın son kitabını, benim gibi henüz okumadığını söyledi. Kitaplar konusunda ortak noktalarımızı fark ettik 🙂 Şebnem Hanım geldi. Onunla tanıştık. Kendisi 4. sınıf bu sene mezun oluyor. İş ilanları ve mezuniyet sonrası hakkında konuştuk. Konferans sonrasında da muhabbetimize devam ettik. Kendisine de teşekkür ederim hoş sohbeti için.

Ardından saat 16:50’da gonk sesini duydum ve Konferans salonuna girdim. Yaka mikrofonu takıldı, Sunumumu açtım, ismim anons edildi ve sahneye çıktım. İtiraf ediyorum, İlk 5 dakika iletişim kurmakta zorlandım. Kendimi ifade edemedim, heyecandan konuşamadım. Ve bunu da söyledim:) Sonra konuşmaya devam edince sonra açıldım ve bence çok keyifli bir konuşma oldu. Tamam, biraz pot kırdım (Biraz mı? 🙂 ) Fakat ona rağmen, öğrencilerin ufuklarını biraz olsun açabildiğimi düşünüyorum.

Sunumum başlığı, Bilgisayar ve Matematik : Sistem Analizi idi.

Sunumda kısaca şunlardan bahsettim.

  • Ben Kimim
  • Sistem Analisti
  • İş Analitiği
  • Veri Madenciliği
  • Tavsiyeler
  • Sorular (Sorular kısmına vakit kalmadı)

Özellikle tavsiyeler kısmını burada yazmak istiyorum.

  • Üniversite Yıllarının Değerini Bilin
  • Part Time İş Bulmaya Çalışın
  • Ödevlerinize özen gösterin
  • Sunum Kabiliyetinizi Geliştirin
  • Organizasyonlara Katılın
  • Zorunlu değilse bile staj yapın
  • Öğretim Üyelerinizle aranızı iyi tutun
  • Kendinize hedef koyun (Kısa ve Uzun Vadeli)
  • Notlarınızı yüksek tutun
  • Kitaplarınızı asla atmayın
  • Bol Bol Makale Okuyun
  • İşinize yaramayacak şeylerde uzmanlaşmaya çalışmayın
  • Yeni teknolojileri takip edin
  • Eski teknolojileride ısrar etmeyin
  • MS Office konusunda uzmanlaşın
  • Blogları takip edin
  • Sosyal Medyadan kopmayın (Sadece video paylaşmayın)
  • Organizasyonları takip edin
  • İş İlanlarına bakarak kendinizi şekillendirin
  • Öğrenciliğin tadına varın

Soru cevap kısmına zaman kalmamış olmasına üzüldüm. Çünkü öğrencilerin sorularının olduğunu düşünüyordum. O sebeple konuşmanın ardından bir süre soru soran arkadaşlarla muhabbet ettik. Arkadaşlar bana Plaket takdim ettiler. Bu plaket benim için çok değerli. Kütüphanemin en güzel köşesine koydum plaketimi 🙂

Recep Bey ve Esma Hanım beni Otobüs Garına bıraktılar. Yola gideceğim için bana tekrar yemek ısmarladılar. Afiyetle tostlarımızı yedik, çayımızı içtik. (2 Çay alabilir miyiz, Çay 3 oldu, Çaylardan biri açık 🙂 ). Otobüs hareket etti ve Eve dönüş yolculuğu başladı.

Benim için mükemmel bir deneyimdi. Yeni yerler gördüm ve çok eğlendim. Ama hepsinden önemlisi, öğrencilerle bir araya geldim. Onlara bir şeyler anlatma fırsatı buldum. Dilim döndüğünce, bir fark yaratmalarını tavsiye ettim. Öğrencilik yıllarında, yapacakları projelerin onlar için referans olacağını anlattım.

Araştırma Görevlisi Zuhal Kurt Hocamıza, Kulüp başkanı Ahmet Gökhan Bingöl’e Esma Taydurdu ve Recep Özbek’e , takım lideri Şebnem Kaya’ya, ilgilerinden dolayı tüm Osman Gazi Üniversitesi Matematik ve Bilgisayar Kulübü üyelerine ve konuşmamı dinleyen tüm katılımcılara teşekkür etmek istiyorum.

Sektörde Matematik 2011

· Hayat ve Ben · 1 dk okuma

4 Şubat 2011 tarhinde mail olarak gelen bir davetten bahsetmek istiyorum. Onore olduğum bir davet. Eskişehir Osman Gazi Ünivetsitesi, Matematik ve Bilgisayar Kulübü tarafından organize edilen “Sektörde Matematik 2011” adlı organizasyona konuşmacı olarak çağırıldım.

Organizasyonun sektörleri; bilişim, finans, akademisyen ve eğitim olarak belirtilmiş.
“Bilişim teknolojilerinde ihtiyaç duyulan personel profili, bununla ilgili pozisyonlar, bölüm öğrenci arkadaşlarımızın staj, mezun arkadaşlarımızın işe alım süreçleri ve bölümümüzün avantajları” konularındaki fikirlerimi ve yaşadığım tecrübeleri paylaşmam isteniyor.
Şu anda Parakende Sektöründe Bilişim Teknolojileri kullanmam, bu tanıma uyduğumu gösteriyor. 🙂

Yakın zamanda bu organizasyonda genel olarak neler bahsedeceğimi sesli düşünme tarzında blog üzerinden yayınlamayı da düşünüyorum.

Bu daveti tarafıma ulaştıran Esma Hanım’a ve organizasyon ekibine burdan teşekkürlerimi iletiyorum. Ayrıca bu teklifin tarafıma sunulmasına vesile olan sevgili bloguma da teşekkür ediyorum 🙂

Organizasyon Hakkında Bilgi İçin Facebook sayfasına bakabilirsiniz.
Link

Kaburgam Kırık Mı?

· Seyahat · 1 dk okuma

Daha önceki yazımda bahsettiğim Ilgaz Tatilinde Snowboard yaparken uygunsuz bir düşüş yaparak vücudum çeşitli yerlerinden kemik sesi gelmesine sebep olmuştum. Board yapmayı biliyordum ama uzun süredir board yapmamanın etkisiyle reflekslerim bayağı bir zayıflamış. Ayrıca vucudun kayak yapmaya alışması sonucunda, board yaparken yanlış refleksler vermesi yanlış düşüşlere sebep oluyor. Yine hızlı bir zirve inişi sırasında, iniş sırt tarafında iken sağa dönüş yaparken sağ kaburgamın üstüne bir düşüş yaptım. Ardından gelen kemik sesleri benim yerden kalkamayacağımı ve güzel bir tatili başlarken son bulacağına işaret ediyordu. Fakat vücudun esnekliği ve kemiklerin dayanaklılığı konusunda bir kez daha şaşırdım. Ayağa kalktım ve akşama kadar kaymaya acıyla da olsa devam ettim.

Bu olayın gerçekleşmesinden 3 gün sonra tekrar board yaparken aynı kaburgamın üzerine 4 kere düşünce canım artık iyicene acıdı. İnsan kendini oraya düşmemek için sıktıkça daha sık düştüğünü anladım.

Bu acıyla 1 hafta geçirdikten sonra, sonunda bugün doktora gittim. İddaa ediyordum. Kaburgam kırık benim diye. Ama çatlak bile çıkmadı arkadaş. Doktor bile, “Ee kırık yok çatlak yok ama Kıkırdaklar ezilmiş o yüzden çatlak tedavisi uygulayacağım” dedi. Kırıklık konusunda iddaaya girdiğim arkadaşlara en yakın zamanda yemeklerini ısmarlayacağımı burdan bildiririm.

Ilgaz’da Ne Yenir

· Oyunlar ve Kültür · 1 dk okuma

Bir Önceki yazımda, Ilgaz’da ne yenir diye google’a sorduğumu ve cevap alamadığımı söylemiştim. Google Örümcekleri boş durmamış ve beim yazımı hemen indexlemişler. Bu sayede artık Ilgaz’da ne yenir sorusunun cevabı var.

Ilgaz’da Yeşil Ilgaz Pide ve Kebap’ta rahatlıkla yemek yiyebilirsiniz. Resimleri ekleyeceğim diyorum ve ekleyeceğim inşallah.

Kuşbaşılı Pidesini yedim ve onu tavsiye edeyim. Aç kalırsanız gidip otellerin yemeklerine paralarınızı dökmeyin. Tabi otelde kalıyorsanız da her gün gidip ılgazda da pide yenmez 🙂

Ilgaz Tatili – 2 – yazımla tekrar karşınızda olacağım 🙂

Ilgaz Tatili – 1 –

· Seyahat · 4 dk okuma

Bu tatilde her güzel şey gibi bitti. Tam ihtiyacım olan zamanda çok güzel bir tatil yapma fırsatı buldum. 01.02.2010 tarihinden beri aralıksız olarak çalışıyordum. 1 senemi doldurur doldurmaz, ailece tatile gittik. Ailece terimini açacak olursak, Ben, eşim Zehra, Babam, Annem ve kardeşim Burak. 12 Şubat 2011 tarihinde başlayan tatilim, 20 Şubat 2011 tarihinde son buldu.
Cuma akşamından çantalarımızı hazırladık ve Cumartesi sabah erkenden yola çıktık. Gerçi Annemleri uyandırmasak ( ki görülmüş şey değildir 🙂 ) daha geç çıakrdık ama saat 10 gibi yola çıktık ( Erken :S ).

Ilgaz nerededir?
Yeri: Batı Karadeniz Bölgesinde, Çankırı ve Kastamonu il sınırları içerisinde yer almaktadır.

Ulaşım: Milli Park alanına Çankırı-Kastamonu Devlet Karayolu ile ulaşım sağlanmakta olup saha Kastamonu’ya 45 km., Ankara’ya 200 km., İstanbula 455 km. uzaklıktadır.

Özelliği: Orta Anadolu’dan Kuzey Anadolu’ya geçiş kuşağında yükselen Ilgaz Dağlık yöresinin arazi yapısı genellikle serpantinler, şistler ve volkanik kayaçlardan meydana gelir. Sahada yer yapısı kadar dağ oluşum hareketleri yönünden de ilgi çekici örnekler bulunmaktadır. Ülkemizin en uzun ve en hareketli kırık hattı olan kuzey Anadolu fayı, Ilgaz Dağının güney eteklerinden geçer. Ayrıca saha değişik karakterde vadiler sırtlar ve doruklardan meydana gelir, üstün peyzaj güzellikleri sunan jeomorfolojik yapıya sahiptir.

Ilgaz Dağının eteklerinden doruklarına doğru gelişen karaçam, sarıçam, göknar hakim ağaç türlerinden meydana gelen bitki örtüsü, zengin ormanaltı topluluğu ile desteklenmektedir. Bol ve bütün yıl akışlı akarsuları ile zengin bitki örtüsünün oluşturduğu şartlar karaca, geyik, yaban domuzu, kurt, ayı, tilki gibi yaban hayatı türlerine uygun yaşama ortamı sunmaktadır.

Milli Parkın diğer önemli bir kaynağı da kış sporları imkanıdır. Ilgaz Dağının bu doğal ve rekreasyonel kaynakları ana özelliğini oluşturur.
Kaynak

Son cümleden de anlaşılacağı üzere, kış sporu yapmaya gittiğimiz bir tatildi. Saat 14:00 civarı Ilgaz’a ulaşmıştık. Önümüzdeki tek engel, aç karnımızı doyurmak ve ılgazın eteklerini tırmanmaktı. Hemen 3G ile google’a bağlandım ve “Ilgazda ne Yenir” diye arattım. “Ilgazda ne Yenir” için hiçbir sonuç bulunamadı diye google bana cevap verdi. Ben de tırnak işaretlerini kaldırıp aradım. “Ilgaz’da otellerinkiler dışında bir tek yeme içme yeri bulunuyor. Zirve Cafe.” diye bir cevap verdi. Halbuki Zirve Cafe denilen yere çıkmak için deveyle beraber hendekleri atlamanız gerekiyor. Fakat biz açtık ve babam google’a güvenmediğini söyledi. Ben de kendisine katıldım. Ilgaz’ın merkezine gittik. Şehir merkezine diyebiliriz. Sonra sokaklarda dolaşıp eli düzü yüzgün bir restorant ya da pideci aramaya başaldık. Kendimi yabancı gibi hissettiğimi söylemek zorundayım. Bir iki üç derken yaklaşık 6 yerin önünden geçtik. Zaten ufak olan yerdeki tüm yemek yenebilecek yerleri gezmiştik. (Bu arada içeri girip çıkmıyoruz tabikide. Dışarıdan gözle anlamaya çalışıyorduk) Sonunda bir pideciyi gözümüze kestirdik ve içeri girdik. Taş fırını alev alev yanıyordu. İçerisi sıcak ve temizdi. İnsanlar temiz yüzlü ve temiz giyinimli idi. Oturduk. Siparişlerimizi verdik. (Yediğin söylenmez Sabri ayıp) Kuşbaşılı pide söyledik. Sonra adam siparişi aldıktan sonra dükkandan çıktı ve bir süre sonra elinde bir paketle geri geldi. Siparişi alan kişi, elimizde kuşbaşılı pide yok demedi ve gidip hemen kuşbaşı yaptırıp geldi. İçeceklerimizi sorduğunda, Ayran dedik ve hangi markalar olduğunu sorduk. Ne istersiniz diye sordu. Yani siz isteyin ben bulup getiririm diyordu. Söyledik getirdi. Soda istedik, yok demedi onu da gitti aldı getirdi. Şaşırtıcı derecede kibar ve müşteri memnuniyeti ön planda idi. Hemen taze sebzeler doğrandı ve güzel bir salata hazırlandı ve testi de su ile servis yapıdlı. Ben İstanbul’da böyle hizmet görmedim arkadaş. Sonunda pideler geldi ve asıl soru işareti cevaplandı. Acaba pideler nasıldı? Pideler 10 numara idi. İstanbulda Pide de Samsun’dan sonra yediğim en güzel pide diyebilirim. Fiyat Performans olarak baktığımda Pide De Samsun’u da geri de bırakan bir lezzeti vardı. Hamuru incecik ve etler tam kıvamında pişmiş çok lezzetli bir pide idi. Hem doyurucuydu hem de şişirmiyordu. Hani pide lahmacunu yedikten sonra gece uyurken hazımsızlık yapar ya. Artık suyundan mı hamurundan mı bilmiyorum, hiç problem olmadı. Sonuçta yemeğimizi yedik üstüne cila olsun diye 1 pide daha ortaya söyledik yedik 🙂
Sonunda hesap geldi. Ve Anadolunun gözünü seveyim. Çok uygun bir ücrete çok temiz ve çok lezzetli bir pide yemiş olduk.
Resimleri buraya ekleyeceğim.

Karnımız tok, gözümüz pek Ilgaz dağını tırmanmaya başladık. yol kenarındaki Kar oranı tepeye çıktıkça artıyordu. Milli Park girişinde artık arabaların zincir takmasını gerektirecek kadar artmıştı. Neyseki Kar lastiği icat edilmişti ve bizde de o icattan mevcuttu.
Kalacağımız tesise yani Ilgaz Mauntain Resort’a ulaştık. Odalarımıza yerleştik ve çayımızı demleyip muhabbete başladık. Yarın büyük bir gün olacaktı çünkü Zehra’ya kayak dersi verecektik. Acaba kendisi kısa sürede öğrenecek miydi yoksa bir tarafını kırıp tatil zehire mi dönüşecekti? Belki de hiç öğrenemeyip bütün gün evde oturacaktı. Bunların hepsinin cevabı bir sonraki yazımda 🙂