tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Ne Kola Ne Pepsi

Evet yanlış duymadınız. Ne Kola Ne Pepsi Sadece YediGün.

Bitiyor. Şimdi askerliğin son günlerini yaşıyorum. Haftaya perşembe inşallah İstanbuldayım. Eski şirketimde tekrar göreve başlamak üzere sözlü bir anlaşma yaptık. Geri döndüğümüzde daha büyük projeler üzerinde çalışacağımızın kokusunu alıyorum. Bu aralar Veri Madenciliği konusunda kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Şafak Sıkıştırıyor.

İstanbul bekle beni…

tarihinde yayınlandı 4 Yorum

Ben Matrix Miyim?

Bir Analiz yapıyordum. Ama verinin içinde boğulduğum için kendime bir çıkış yolu ararken sonunda buldum. Fakat bu seferde kendimi Matrix’te gibi hissettim. Exceli yukarı aşağı yaptıkça sayılar anlam kazanıyordu. Kendime aynada baktım. Farklıydım. Kurtarıcıydım. Başarabilirdim. Derken müdürüm beni çağırdı. “Ne o dalmışsın” dedi. Bana özellikle “NEO” demişti. Çok mutluydum. Mutluluktan havalara uçtum. Matrixim ben.

tarihinde yayınlandı 7 Yorum

Evleniyorum

Evet bir dönüm noktası ile yine karşınızdayım. Bu seferki gerçekten çok büyük bir dönüm noktası. Geçen gün bir arkadaşım evlilik matematiğini anlattı bana.

Bir insanın ortalama yaşam süresi 70 seneye denk geldiğini varsayıyoruz. Şu an ki yaşım 25 olduğuna göre, benim hayatımın (70-25)/70 yani geri kalan %65 lik hayatımı evli geçireceğim.Biraz daha ilerleticek olursak, insanlar yaşadıkları ilk 10 seneyi genelde hatırlamazlar. bu sebeple (70-(25-10))/70 dediğimizde hayatımın %79 luk bölümünü evli geçireceğim. (Tüm tahminler inşallah sırrında yapılmıştır)

“Ben Evleniyorum” dediğim insanlarının %90’ı yaptığımın çok yanlış olduğunu, çok erken olduğunu ve sonradan çok pişman olacağımı söleselerde, ben şu anki durumumdan gayet memnunum.

Evlilik hapis hayatımı ki? Tamam her insanın bazı korkuları vardır. Ama iki yürek bir olup, aynı anda çarparsa eminimki Allah’ın izniyle herşey yolunda gider.

Allah herkese nasip etsin inşallah…

Davetiyem için : http://suyunu.com/nikah

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Yanında İşaret Fişeği Taşımak – Bölüm 2

Birinci Bölüm :Yanında İşaret Fişeği Taşımak – Bölüm 1

Özet: Denizin ortasında kalmıştık ve hava bozulmaya başlamıştı. Karanlık bulutlar yavaş yavaş yaklaşmaktaydı. Baba ve Ömer motoru çalıştımayı denemenin faydasız olduğunu ancak motora bağlı akünün bitmeye başlaması üzerine anladılar. Ben ise hala düdük çalıyordum biri duyar umudu ile. Kimsede duymaz mı kardeşim..

Küreksiz denize açılmaktan daha tehlikeli bir durum varsa o da Sabri ile denize açılmaktır. (Tuzla Atasözü)

Şom ağızlıyım bunu kabul ediyorum. Ama kendimi hep en kötü olasılıkları düşünmekten alamıyorum. Bir düşünsenize.  Kendinizi benim yerime koymayın. Pesimistik bir insanım sanırım. Konumuzda bu değil zaten. Kurtulmak için yaptığım öneri kabul edilmesin istiyordum çünkü deniz kirliydi. Aslında kulağa saçma bile geliyordu ama tek çaremizdi belkide. “Paletleri giyip tekneyi yavaş yavaş çekmekten” bahsediyordum. Gülmeyin. O anda en mantıklı fikir buydu. Ama kimse kabul etmedi (Kimse =Baba ve Ömer)

Artık beklemekten sıkılmıştık. Yeni aldığım portatif oltayı bile deneyememiştim. Zaten işe yarar bişeye benzemiyordu. Ama onla balık tutmak çok eğlenceli olurdu.  Bir anda olan oldu. Bir yıldırım düştü ve her yer bembeyaz oldu. Göremiyordum. Bir anda bir sıcaklık ardından soğuk bir şok etkisi. Gözlerimi açtığımda suyun içerisinde dibe doğru gidiyordum. Bilinçdışı nefesimi tutmuş olmam hayatımı kurtarmıştı belkide. Hemen yukarı yüzdüm sudan başımı çıkartmaya korkuyordum çünkü babamı ve ömeri görememekten korkuyordum. Fakat bunu yapmak zorundaydım çünkü nefesimi daha fazla tutamayacaktım. Ben bunları suyun altında düşünürken bir el beni suyun üzerine çekti. Ömerdi bu. Teknenin parçalanmış parçalarından birinin üstüne çıkmış ve benide üstüne çekmişti. Öksürüyordum. Su yutmuştum. Ama farkında bile değildim. Babamın nerde olduğunu ömere sorduğumda ömer yüzünü ekşitti. Kalkıp halsiz bir şekilde suya atlayacakken arkadan babamın sesini duyduk. Teknenin parçalanan diğer yarsında idi. “Hey Yardım Edin”

O an kendime geldim. Ömer beni tokatlıyordu. Rüya ile gerçeğin arasında ömere iki yumruk attım. Farkında bile değildim. Gözlerimi açtığımda babamın uzaktan geçen bir tekneye “Hey Yardım Edin” diye bağırdığını gördüm. Ne yani herşey bir rüyamıydı derken Bir anda olan oldu. Bir yıldırım düştü ve her yer bembeyaz oldu. Göremiyordum…. vs.

Neyse uzaktan geçen tekne yanımıza gelip bizi kıyıya kadar çekti. Kıyıda tekneyi bağladıktan sonra eve gittik. Sonra fırtına patladı. Yağmurda biraz dolaştım. Sonra eve girip duş aldım.

Asla kürekleri unutma, varsa işaret fişeği al, yoksa Sabri’yi alma.

tarihinde yayınlandı 2 Yorum

Yanında İşaret Fişeği Taşımak – Bölüm 1

Geçtiğimiz Cumartesi başımıza gelen oaly komik olduğu kadar ürkütücü ve bir okadar da ders verici nitelikteydi. O anda o kadar korkutucu olmasada başka zaman ve başka şartlar altınca insanın başına geldiğinde gerçekten tehlikeli sonuçlara neden olabilirdi. Gelelim Hikayemize.

Ömer Erman adındaki çok sevgili üniversiteden arkadaşım haftasonunu geçirmek üzere bize gelmişti. Bende ona, “Gel birlikte Babamların yanına gidelim. Hem havuza falan gireriz hemde balığa falan çıkıp eğleniriz” dedim. O da zaten dünden razı bir modda kabul etti ve beraber Tuzla’ya gittik. Herşey balığa çıkana kadar normaldi. Havuza gitmiş, bol bol yüzmüştük. Hatta Ömer gözlükleri çıkarınca beni algılayamdığı için, deniz canavarı sanırp saldırmış ve havuzun içinde boğma girişimlerinde bulunmuştu. Sonunda havuz sefası bitmiş ve balık çantamızı, benzin depomuzu (!) , su termosumuzu alarak teknenin olduğu yere gittik. Balık tutmak için herşeyimiz bulunuyordu. Yeni aldığım portatif oltayı denemek için mükemmel bir fırsattı.

Babam tekneyi çalıştırdı ve yelkenler fora diyerek yavaş yavaş yola çıktık. Motor pır pır diye yol alırken, bizde üzerimize esen hafif rüzgarla kendimizden geçmeye çalışıyorduk. Yola çıktığıız yer, Tuzla Kum İskelesinin arka tarafıydı ve gitmek istediğimiz yer ise Koç Adası civarlarıydı. Daha önceki deneyimlerimizde güzel istavrit olduğu aşikardı. Tekne ile karadan uzaklaşmaya başlamıştık. Birden aklıma, “Baba, şimdi benzin bitse ve biz burda denizin ortasında kalsak ne olurdu” diye sordum. Bir anda motor istop etti. Ben babam şaka olsun diye yaptı sanıyordum ve gülüyordum. Fakat, benzin bitmişti yada motor bozulmuştu. Motoru çalıştırma girişimlerinde anladımki, gerçekten denizin ortasında kalmıştık. Ömer ile Babamın suçlayıcı bakışları altında daha da açığa sürüklenmemek için çapayı denize attım. Ömer ile Babam, tekneyi çalıştırmaya çalışıyorlar fakat tekne bujileri bozulmuş araba gibi ateşlenmiyordu. Denizin ortasında kalmıştık. Ne adaya yakındık ne karaya. İlginçtir, teknelerin hiç biri yakınımızdan geçmiyor, hepsi uzağımızdan geçiyorlardı. Bu sebeple yardımda çağıramıyroduk.

Babam, teknenin çalışacağına inanıyordu ve ısrarla düğmeye basıyordu, Fakat akünün bitmesi ile artık bunu başaramayacağını anladı. Ben ise can yeleğinin kenarındaki düdüğü çıkarmış yardım düdüğü çalıyor SOS sinyali gönderiyordum. Aklımıza neden Kürekleri almadığımız ve kürekler olsaydı Ömerin bizi 25 beygir gücü ile heryer götürebileceği geldi. Fakat bunu düşünmek için artık çok geç idi.

Gökyüzüne baktığımda bulutların renk değiştirmekte olduğunu farkettim. Hatta havanın hafif rüzgarlanması bu düşüncemi destekliyordu. Fırtına yaklaşıyordu ve etrafımızdan herhangi bir tekne geçmiyordu. Ben, çapayı çekersek karaya doğru sürükleneceğimiz tezini ortaya attım ve bunu hemen gerçekleştirdim. Ömer ise GPRS ile googla bağlanmış ve “Tuzla denizde kaldım” kelimelerini yazarak herhangi bir yardım bulacağını umuyordu. Bu girşimi umutlandırsa da bi işe yaramadı. Ben sahil güvenliği aramamız gerektiğini söylüyordum ama bu babam tarafındna kabul edilmiyordu. Çünkü bir ton safsata yapılacağındna, ehliyet ruhsat gibi denizle ilgili belgelerin isteneceğini anlatıyordu bize. O zaman beklemekten ve kaderimizle yüzleşmekten başka çaremiz kalmamıştı…

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Kakti Kula

Bahsi geçen olay Serkan Abi* ile birlikte Libadiye kavşağından Namazgah’a doğru yürürken gerçekleşmiştir.

Yorucu bir çalışma gününün ardından, Güneşli – Libadiye arası servis yolculuğumuz son bulmuştu. Yolumuz uzun olduğu için ister istemez serviste insanın göz kapakları kapanıyordu. Hatta bazen kükreyerek uyananlar oluyordu. (Ben mi? Ne münasebet) Yere ayak bastığımızda yürünecek 1 km yol yine gözümde büyümüştü. Serkan Abi’yle aynı tarafa yürüyorduk ve yorgun olduğumuz için ikimizde konuşmuyorduk. Yol ayrımı yaklaşmıştı. Ben tünelden geçerek Namazgah’a gidecek, Motoruma binecek ordan 3 km uzaklıktaki evime ulaşacaktım. Serkan Abi ise Yanyoldan devam edecek ve evine ulaşacaktı. Aramızdaki konuşma aşağıdaki gibi gerçekleşti.

Serkan Abi (SA) : Motorla mı gideceksin?
Sabri (S) : Evet abi.

İşte olay burda koptu. Sonradan tam olarak ne dediğini anladığım o cümleyi söyledi Serkan Abi. “Dikkatli Kullan” . Fakat ben nasıl olduysa bunu “Kakti Kula” olarak algılamış ve yetmezmiş gibi “Rusça’da Güle Güle” demek herhalde diyerek “Kakti Kula” diyerek cevap verdim. Serkan Abi normal olarak benim ne demek istediğimi anlamadı ve tekrar etti. “Dikkatli Kullan”. İşte o anda kendime inanamadım. Ve yol boyunca kendime güldüm.

Hadi Kakti Kula Herkese.

* Serkan Abi, aynı şirkette çalıştığımız başarılı bir Proje Yöneticisi.